23 Ekim 2013 Çarşamba

Hayat ve masallar




Hayat.. Ah hayat bir o kadar güzel sürprizlerle dolu ve bir o kadar klişelerle dolu.. Yaşadığımız hayatta ne kadar kendi fikrimize göre hareket edebiliyoruz ki? Hani öyle bir an geliyor ki hayatınızın dönüm noktası.. Belki o yola girsen hayatında karanlık bir an bile kalmayacak.. Öyle anlar denk geliyor ki hayatı sırf gereklilikleri yerine getirmek için yaşıyoruz.. Ne bir tat ne bir zevk ne bir hüzün barındırabiliyoruz içinde.. Bırak pozitif ve güzel duyguları artık bir süre sonra karanlığa o kadar alışıyoruz ki negatif duygular bile sıradan hale geliyor.. Ve hiç bir manası kalmıyor nefes almanın, güneşin doğuşunu izlemenin veya dolunay ışığı altında mey’in enfes tadında sarhoş olmanın.. Madem bir denge var bu yaşamda nerede hani o güzel günler, nerede o karanlıktan hüzün duyduğumuz anlar.. Bu kadar mı sıradan, bu kadar mı boş bir yaşam içinde kıvranıyoruz..
Hani öyle ki bir masalda yaşıyordum, avcı rolü bana verilmiş ve imkansız bir yola düşmüşüm.. Bir beyaz atlı prens değildim belki ama prensesi kurtaran ve hikayenin gidişatını değiştiren bendim.. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi.. Kurtardım insanları karanlıktan ve yalnızlıktan.. İyileştirdim umutları ve hayalleri.. Ama prens değildim ya işte her biri gitti ve prens arar oldu.. Oysa masalın başındaki kurtarıcı bendim.. Sonra kendi masalımı yazdım belki bir umut kendimi karanlıktan kurtarırım diye..